CHP Grup Toplantısı 15.11.2022

Partisinin Grup Toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu,”Sandığa gittiğinizde, oyunuzu kullandığınızda diyeceksiniz ki: Benim sorunumla kim ilgilendi, kim çözme sözü verdi? Ona oy verecekseniz. İkili olmaz, mert olacaksınız, oyunuzu vereceksiniz, Bay Kemal gelecek, sorunu çözecek.” dedi.

Kılıçdaroğlu,”Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği var. Değerli arkadaşlarım; jandarmada 11 bin 500 kişi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda 6 bin, poliste 2bin 500, toplamda 20 bin asker ve polis gazi sayılmıyor. Bu ayıbı kapatmak lazım.” dedi.

“15 Temmuz şehit ve gazileri için 2bin 600 liralık ödeme, 4 bin liraya çıkarıldı. Peki, diğer şehit yakınları ve gaziler için diye bu para verilmiyor? 'Biz eksi 30-35 derecede terörle mücadele ederken, yani biz öldüğümüzde biz şehitsek, benim annem-babam niye aynı haklardan yararlanmıyor, benim evlatlarım niye aynı haklardan yararlanmıyor? Gaziysem, neden ben aynı haklardan yararlanmıyorum? Benim günahım ne' diyorlar.” diyen Kılıçdaroğlu,”Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanına parantez açarak sesleniyorum: Eğer Türkiye'nin bu temel sorununu çözmek istiyorsan, bu ayrımcılığı ortadan kaldırmak istiyorsan, şehitlere saygılıysan, gazilere saygılıysan bu kanunu getir, parlamentodan oy birliğiyle çıkaralım. Bizim değil, senin olsun çıkaralım. 'Efendim ben çıkaracağım, milletvekilleri verdi ama saray izin vermiyor' diyebilirsin. E bir de sarayı dinleme kardeşim. Bir de saraydan kendini kurtar. Niye sarayın emrine giriyorsun?” dedi.

“AK Parti'nin tepesindeki kişi üreticiye değil, alın terine değil, tefecilere hizmet etmekle görevlendirilmiş bir kişidir, tefecilere hizmet ediyor.” diyen Kılıçdaroğlu,”Toplumun kucaklaşmasını, birlik ve beraberliğini engellemek isteyenlerin bazıları siyasetçi, bazıları gazeteci, bazıları da yönetici olarak aramızda geziyorlar. Zehir saçan bir dilleri var bu insanların. Terör saldırısından nifak nasıl çıkarabilirim diye bir arayış içine girenler var. Terörden nifak çıkarıp, toplumu ayrıştırmak isteyenlerin tamamı alçaktır. Herkes şunu çok iyi bilsin: Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz ve ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanıyım. İşine geldiğinde terör örgütüyle iş tutanların, ölüleri kaldırıp anayasa değiştirenlerin, işine geldiğinde teröristlerle mektup arkadaşı olanların, bize vatan millet dersi vermeye asla ve asla yürekleri yetmez. Hadlerini bilecekler. Elini kolunu sallayarak teröristler gelecek, İstanbul'a yerleşecek, çalışacak fabrikada, terörü nasıl gerçekleştireceğine dair çalışmalar yapacak, bombayı patlatacak, insanlar hayatını kaybedecek ve birileri bunun hesabını vermeyecek. Olmaz... Şu soruyu sormam lazım: O sınır kapısından bunlar nasıl geçtiler? Asıl sorulması gereken soru bu. O sınırı yolgeçen hanına kim döndürdü? Kim elini kolunu sallayarak geliyor buraya ve bizim bilmediğimiz daha ne kadar terörist, uyuyan hücre olarak Türkiye coğrafyasında yer almış durumda? Maden faciası olur, sorumlu yok. Tren faciası olur, sorumlu yok. Terör saldırısı olur, yine sorumlu yok. Sınırlar yolgeçen hanına dönmüş, yine sorumlu yok... Çok açık ve çok net konuşacağım ve milletimiz de beni dikkatle dinlesin. Şimdi birileri çıkıp diyecek ki, 'efendim, böyle bir günde siyaset olmaz...' Hayır efendim, siyaset böyle günler olmasın diye yapılır zaten.” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle;

Değerli arkadaşlarım, televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, sosyal medya hesaplarında, radyolarının başında "acaba Kılıçdaroğlu ne diyecek" diye merakla bekleyen bütün vatandaşlarım; hepinize Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’ndan sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyoruz.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 39'uncu yılı. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Türkiye'den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne, orada yaşayan soydaşlarımıza en içten sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyor ve bayramlarını kutluyoruz. Doğal olarak Kıbrıs'ın bu süreçte farklı bir bağımsız kurum olarak ortaya çıkmasından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin çıkmasından hepimiz son derece mutluyuz. Kıbrıs Harekatı'ndan sonra kimsenin burnu kanamadı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti güçlenerek yoluna devam ediyor ve bizler de bu gücü yakından izliyoruz. Merhum Bülent Ecevit'i bu vesileyle, Erbakan'ı Fazıl Küçük'ü ve Rauf Denktaş'ı da sevgiyle, saygıyla anıyor ve onların aziz hatıraları önünde eğiliyorum.

Değerli arkadaşlarım; Semerkant'ta bir toplantı yapıldı, Türk Devletleri Teşkilatı Zirve Toplantısı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu toplantıda gözlemci olarak bulunuyor. Öncelikle bu sürecin başlamasından son derece mutlu olduğumu da ifade etmek isterim. İnşallah bu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin önümüzdeki süreç içinde önündeki bütün engellerin kalkmasına da ortam hazırlamış olur. Bu çabayı gösteren herkese yürekten teşekkür etmek de Cumhuriyet Halk Partisi'nin, en azından benim gönül borcumdur; hepsine ama hepsine teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, siyaseti şöyle okumak lazım: Siyaset ne için yapılır? Benim bildiğim siyaset, toplumun var olan sorunlarını çözmek için yapılır. Ama sorunların adalet içinde çözülmesi lazım. Herkesin mutlu olduğu bir yapıyı olabildiğince oluşturmak için siyaset yapılır. Siyasetin zenginleşme aracı olmadığını, cebi doldurma aracı olmadığını, yolsuzluk yapma aracı olmadığını, yakınlarını devletin kilit noktalarına getirmek gibi bir düşüncenin siyasette olmaması gerektiğini hep ifade ettim ve bugüne kadar genel başkanlık yaptığım süre içinde toplumun en zayıf halkaları ile işbirliği yapmaya, onların sorunlarını çözmeye çalıştım.

Taşeron işçileri bunun örneğidir. Önce onları örgütledik, çok sayıda dernek kuruldu ve taşeron işçiler haklarını aramaya başladılar ve onlar kadrolarını aldılar. Bu bize olağanüstü büyük bir memnuniyet yarattı. Kim olursa olsun, sonunda bir mücadele hak ettiği sonucu elde etmiş oluyor. ÇAYKUR'un 9 bin 300 çalışanı var, mevsimlik çalışanı var. Onlar da diyorlar, "bizim sorunumuzu kim dile getirecek" diye soruyorlar. "Mevsimlik çalışıyoruz, neden kadrolu çalışmıyoruz" diye onlar da soruyorlar. Rize'ye, Rizelilere ve 9 bin 300 mevsimlik çalışana sesleniyorum: Senin sorununu çözecek olan kişinin adı Bay Kemal'dir, bunu unutma, bunu unutma.

Rize'de oyumuzun düşük olduğunu biliyorum, bunun farkındayım ama orada bir sorun var, o sorunun çözülmesi lazım. Bunlar çözemezler, bunlar ceplerini doldurmakta meşguller ama o sorunu çözeceğiz. Rizeliler belki unuttu ama Bay Kemal asla unutmaz; kaçak çayları Rize meydanında yakacağım, bunu söyledim, Rize meydanında yakacağım kaçak çayları, Rize'nin çayını, Artvin'in çayını görecekler. Sadece biz değil, bütün dünyaya bu çayları göndereceğiz. Dolayısıyla kamuda çalışan taşeron işçiler, mevsimlik işçiler ÇAYKUR'dan aynı şekilde değerli arkadaşlarım; vekil imamlar var, vekil müezzinler var, bunların da dertleri var, bunlar da kadro bekliyorlar. Ziraat odalarında çalışan mühendisler var, ziraat teknisyenleri var, onlar da bekliyorlar. Bütün bu sorunların hepsini biliyorum. Hiç kimse endişe etmesin ama tek şey istiyorum: Sandığa gittiğinizde, oyunuzu kullandığınızda diyeceksiniz ki: Benim sorunumla kim ilgilendi, kim çözme sözü verdi? Ona oy verecekseniz. İkili olmaz, mert olacaksınız, oyunuzu vereceksiniz, Bay Kemal gelecek, sorunu çözecek. Nokta, bu kadar...

Dolayısıyla öğretmenler aynı şekilde. Yok ücretli öğretmen, yok sözleşmeli öğretmen... Öğretmen kardeşlerime de sesleniyorum: Hiç endişe etmeyin, hiç endişe etmeyin. Ayrıca kendisini sahipsiz addeden bir kitle daha var, orman köylüleri. Hiç kimse bunların sorunları ile ilgilenmiyor ama biz ilgileneceğiz. Orman köylüleri ile ilgili özel bir açıklama yapacağım, onlara vaatlerimi tek tek sıralayacağım. O nedenle orman köylülerinin de beni yakından dinlemelerini istiyorum. Acaba Kılıçdaroğlu bizim sorunumuzu nasıl çözecek? Göreceksiniz, sizin sorununuzu çözeceğim, tereyağından kıl çeker gibi çözeceğim. Hiç kimse bu ülkede "benim sorunum var, siyaset ilgilenmiyor" demeyecek. Bilecek ki, sorun varsa sorunla ilgilenen bir siyasetçi var.

Ücretliler gittiğim yerde bana söylüyorlar, "efendim biz asgari ücretle çalışıyoruz, yılın yarısından sonra vergi arttı, ücretimiz düştü." Onlara da sözüm var. Ücretliler için, sadece ücretliler için ayrı gelir vergisi tarifesi olacak. Sadece ayrı, düşük oranlı bir vergi tarifesi olacak. Öyle yılının ortasında sanki milyarları kazandı da vergi artırıyorsunuz; zaten verdiğiniz asgari ücret, zaten onun vergiye tabi olmaması lazım. Dolayısıyla bütün bunların hepsi düşünülüyor. Aynı zamanda ücretliler için damga vergisini de tümüyle kaldıracağız. Ne damga vergisi? Bunların teknolojiden haberi yok. Artık eskisi gibi ücret bordroları falan düzenlenmiyor, bunları gayet iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, "çalışma herkesin hakkıdır" diyor Anayasa 49'uncu maddesi. Çalışmak herkesin hakkıysa, bu hakkı teslim etmesi gereken de siyasetçilerdir. Yani siyasetçi, vatandaşın hakkını teslim etmek zorundadır, işsizliği önlemek zorundadır. Aldığı aylıkla huzur içinde geçinmesi lazım, onu sağlamak zorundadır. Anayasanın 49'uncu maddesi, tıpkı Anayasa da olduğu gibi bu maddede askıya alınmış durumda. Çalışanların, üretenlerin hakkı, hukuku korunmuyor ama bunu da inşallah halledeceğiz.

Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği var. Değerli arkadaşlarım; jandarmada 11 bin 500 kişi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda 6 bin, poliste 2bin 500, toplamda 20 bin asker ve polis gazi sayılmıyor. Bu ayıbı kapatmak lazım. Diyorum ya, kimin hangi sorunu varsa adres burası. O soruna çözüm, yine adres burası, yani Cumhuriyet Halk Partisi. Bu sorunu da çözeceğiz, bu sorunu da çözeceğiz.

Çatışmada bir gözünü kaybedenler var, vücudunda şarapnel parçasıyla gezenler var, parmakları koparanlar var ama bunlar gazi sayılmıyor. 15 Temmuz'da tırnağı yaralandı mı, onu gazi sayıyoruz. Olmaz, çifte standardı kabul etmez devlet. Saygın bir devlet, çifte standardı kabul etmez değerli arkadaşlarım.

6 milyon sığınmacıyı besliyorsun ama 20 bin gazi sayılmayan gazileri gazi saymıyorsun. Bunların talebi ne? "Bizi gazi sayın, vefat ettiğimizde bayrağımızla bizi defnedin, bari bayrağımızla ölelim" diyorlar. "Evet gittik, evet mücadele ettik, evet yaralandık; gazi sayın bizi, niye gazi saymıyorsunuz bizi?" Bunun üzerinde hepimiz duracağız değerli arkadaşlarım.

Aynı zamanda bir temel sorunumuz daha var, şehit yakınları ve gaziler arasındaki ayrımcılık. Şimdi ben, beni dinleyen bütün vatandaşların vicdanına sesleniyorum: Allah aşkına ya şehit yakınları arasında ayrımcılık olur mu? Gaziler arasında ayrımcılık olur mu? Eğer siz şehitler arasında ayrımcılık yapıyorsanız, kimse kusura bakmasın ayrımcılık yapanlar vatansever değildir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Ya bir insan niye şehit olur? Teröre karşı mücadele ediyor; vatanına, bayrağına karşı bayrağını savunmak için mücadele ediyor. Hayatını kaybetti, şehit yakınlarına ayrımcılık olur mu, gaziler arasında ayrımcılık olur mu? Olmaması lazım. Ama bu ayrımcılık -üzülerek ifade edeyim- var değerli arkadaşlarım.

15 Temmuz şehit ve gazileri için 2bin 600 liralık ödeme, 4 bin liraya çıkarıldı. Peki, diğer şehit yakınları ve gaziler için diye bu para verilmiyor? Diyorlar: "Biz eksi 30-35 derecede terörle mücadele ederken, yani biz öldüğümüzde biz şehitsek, benim annem-babam niye aynı haklardan yararlanmıyor, benim evlatlarım niye aynı haklardan yararlanmıyor? Gaziysem, neden ben aynı haklardan yararlanmıyorum? Benim günahım ne" diyor? Haklı mı? Haklı. Ne dedik? Sorun varsa adresi belli, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkın Partisi, sorunları çözen parti, adaletle davranan bir parti, adaletsizliğe karşı çıkan bir parti... Herkesin böyle bilmesini isterim değerli arkadaşlarım.

Bu konuda 15 kanun teklifi verildi, ayrımcılığın ortadan kalkması için 15 kanun teklifi. En çok kanun teklifi veren Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri. Milliyetçi Hareket Partisi'nden 3-4 arkadaş, bunlar da kanun teklifi vermişler. Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanına parantez açarak sesleniyorum: Eğer Türkiye'nin bu temel sorununu çözmek istiyorsan, bu ayrımcılığı ortadan kaldırmak istiyorsan, şehitlere saygılıysan, gazilere saygılıysan bu kanunu getir, parlamentodan oy birliğiyle çıkaralım. Bizim değil, senin olsun çıkaralım.

"Efendim ben çıkaracağım, milletvekilleri verdi ama saray izin vermiyor" diyebilirsin. E bir de sarayı dinleme kardeşim. Sarayı dinleme, de ki: Ben Kılıçdaroğlu'nu bu sefer dinleyeyim. Kılıçdaroğlu şehitlerden, şehitlerin haklarından yana, gazilerden yana; e ben de milliyetçiyim, nasıl bunu yapmam" de, rahatlıkla söyle. O zaman beraber çözeriz bu sorunu. Bir de saraydan kendini kurtar. Niye sarayın emrine giriyorsun? Milliyetçilik nedir? Şehitlere saygı duymaktır. Milliyetçilik nedir? Gazilere saygı duymak demektir. Milliyetçilik ve ülkücülük nedir? Gazilerin hakkını, şehit yakınlarına hakkını teslim etmektir ve ayrım yapmamaktır. O açıdan yine parantez içinde söyleyelim: Gerçek anlamda milliyetçi parti, Cumhuriyet Halk Partisi'dir, halkın partisidir çünkü Cumhuriyet Halk Partisi.

Şehidin hakkını vermezsin, gazinin hakkını vermezsin, şehitler-gaziler arasında ayrımcılık yaparsın, işsizlik var diz boyu, çiftçi perişan vaziyette... Paralar nereye gidiyor? İyi ya hepimiz vergi veriyoruz, nereye gidiyor bu paralar? 2021'in ilk 9 ayında, Ocak'tan Eylül'e kadar bütçeden ödenen faiz 142 milyar; küsuratı atıyorum, 142 milyar 243 milyon lira. 2022'de bu rakam 207 milyara çıktı. Yüzde 45.7 sadece faizdeki artış. Geçen yılın ilk 9 ayıyla bu yılın ilk 9 ayı arasında 142 milyar faiz ödenirken, 2022'de 207 milyar lira faiz ödeniyor. 207 milyarlara çiftçiye ödendi mi? Hayır. Esnafa ödendi mi? Hayır. Üreticiye ödendi mi? Hayır. "Ben fabrika yapacağım, beni teşvik edin" dendi mi? Hayır.

Söylüyorum, bütün vatandaşlarıma söylüyorum, bir daha ifade ediyorum: Dünyanın faizini bir avuç tefeciye ödersin, faize karşıyım diye milleti kandırırsın, şimdi ben sana herkesin anlayacağı dilden bir soru soruyorum. 20 yıllık iktidarında bir tane, evet AK Parti bir fabrika yaptın mı? Bir fabrika, Allah rızası için bir fabrika yaptı mı? Bir gübre fabrikası, bir şeker fabrikası, bir çimento fabrikası... Türkiye'nin az gelişmiş bölgelerinden birisine Allah rızası için ya bir tek fabrika yaptı mı? Yapmadı, yapmaz... Çünkü AK Parti'nin tepesindeki kişi üreticiye değil, alın terine değil, tefecilere hizmet etmekle görevlendirilmiş bir kişidir, tefecilere hizmet ediyor.

Değerli arkadaşlarım; pazar günü İstanbul'da tüm milletimizi derinden sarsan, üzen bir saldırı yaşandı, bir terör saldırısı yaşandı. Ben Avcılar Belediye Başkanlığının yaptığı bir toplantıdaydım. Toplantının konusu da depreme dayanıklı konutları yapma konusunda Avcılar Belediye Başkanımız gerçekten de çok güzel bir çalışma yapmış. Yenilenen binaları gezdirdi, sokakları gezdirdi ve dolayısıyla o yenilenen binalardaki ailelerle de konuştuk. "Deprem olsa dahi evimizde güvenle oturuyoruz" dediler. Bunun kadar güzel bir şey olamaz.

Tören sırasında haber geldi "Beyoğlu'nda bir patlama oldu" diye. Daha sonra öğrendik, 6 vatandaşımız hayatını kaybetti, 100'e yakın yaralımız var. Birileri bunları sayıdan ibaret sanıyor olabilir ama bunlar anne, bunlar baba, bunlar evlat, bunlar amca, bunlar dayı... Bunların her birinin ayrı bir hikayesi var, her birisinin ayrı hayalleri vardı. Hikayesi olanlar, hayalleri olanlar terör saldırısında hayatlarını kaybettiler. 6 canımızı terör aramızdan aldı. Onlara Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Hepimizin başı sağ olsun, milletimizin başı sağ olsun. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım; milletimiz tasada ve kıvançta beraber olmayı her zaman özlemiştir, her zaman yapmıştır. Deprem olduğunda hep beraber koşarız, bir can kurtarabilir miyiz diye. Milli maçlarda galibiyet olduğu zaman hep beraber seviniriz, o sevinci yaşarız hep beraber, yüreğimizde hissederiz; kucaklaşırız, bir araya geliriz, selamlaşırız. Bu bizim atalarımızdan gelen, babalarımızdan gelen, ailelerimizden gelen bir haslettir. Kucaklaşmak, sarılmak, sevinmek, yeri geldiğinde ortak üzülmek, acıları paylaşmak... Ancak birileri var ki, bu bağı koparmak için elinden geleni yapıyor. Birileri var ki, bu sevinci, bu üzüntüyü, paylaşmayı, kucaklaşmayı bozmak için elinden geleni yapıyor. Bu bağ unutursun istiyorlar. İnsanlar birbirine sarılmasın, kucaklaşmasın, birbirine sığınmasın istiyorlar. Acısını, sevincini birbirleriyle paylaşmasın istiyorlar. Bunların bazıları yönetici, bazıları siyasetçi, bazıları gazeteci kılığında aramızda geziyor.

Yine ifade edeyim: Toplumun kucaklaşmasını, birlik ve beraberliğini engellemek isteyenlerin bazıları siyasetçi, bazıları gazeteci, bazıları da yönetici olarak aramızda geziyorlar. Zehir saçan bir dilleri var bu insanların, emin olun zehir saçan dilleri var. Terör saldırısından nifak nasıl çıkarabilirim diye bir arayış içine girenler var. Özür dilerim ama bunlar artık alçak insanlar. Bu lafı kullanmak zorundayım. Terörden nifak çıkarıp, toplumu ayrıştırmak isteyenlerin tamamı alçaktır. Bunu hiç kimse unutmasın. Bu ülkenin, bu milletin hasletine güveniyorum, kucaklaşmasına güveniyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız şunu: Bu bir aparat... Az önce söylediğim, toplumun kucaklaşmasını istemeyen, kin ve öfke kusan, her şeyden bir şeyler yapmaya çalışan sarayın beslemelerinin oluşturduğu bir aparattır bu. Herkesin bunu bilmesini isterim değerli arkadaşlarım. Bu aparat ve bu aparatı kullananlar şunu çok iyi bilsinler: Bu fotoğrafa koyduğunuz kişi, terör örgütünün pusu kurduğu kişidir. Bu fotoğrafa koyduğunuz kişi, başka bir terör örgütünün saldırı planladığı kişidir Adalet Yürüyüşünde. Bu fotoğrafa koyduğunuz kişi, bir terör örgütünü bitirme planını yapıyor diye utanmadan, sıkılmadan suç attığınız kişidir. Bu yalanlarınızın, bu hedef göstermenizin, beş para etmez dilinizin hesabını sormazsam namerdim, hesabını soracağım.

Herkes şunu çok iyi bilsin: Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz ve ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanıyım. İşine geldiğinde terör örgütüyle iş tutanların, ölüleri kaldırıp anayasa değiştirenlerin, işine geldiğinde teröristlerle mektup arkadaşı olanların, bize vatan millet dersi vermeye asla ve asla yürekleri yetmez. Hadlerini bilecekler.



Geliyorum başka bir fotoğrafa. Ne dedik tam 1 yıl önce? Ağustos 2021, “Sınır Namustur” dedik ve bunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Merkezine astık, 81 ildeki il ve ilçe başkanlıklarımız da kendi binalarına bunu astılar. Sınır namustur dedik. Değerli arkadaşlarım, bu pankartı astık da ne oldu? Her türlü hakaret, her türlü küfür geldi "niye bunu yapıyorsunuz" diye. Bunların sınırdan da haberleri yok, bunlar sınırın da ne olduğunu bilmiyorlar. Bunların sınırını, esnek sınırını belirleyen tek şey beslemelerin bunlara verdikleri paralardır. Evet, sınır namustur, bir devletin namusudur. Askerlik yapanların tamamı bilirler ki, sınıra gittiklerinde bu levhayı görürler orada sınır namustur diye.

Değerli arkadaşlarım; her türlü küfrü, hakareti yaptılar bunu astık diye. Hatta bunlardan birisi, "aşkına hudut çizilmiyor" yazan bir pankart da astırıyordu. Değerli arkadaşlar, aklı sıra dalga geçiyordu. Şimdi utanmadan şunu söylüyorlar: Bu terörist kaçak yollardan ülkemize girmiş. Peki, biz bunu astığımızda neden hakaret ediyordunuz? Sınırları yolgeçen hanına kim döndürdü? Elini kolunu sallayarak teröristler gelecek, İstanbul'a yerleşecek, çalışacak fabrikada, terörü nasıl gerçekleştireceğine dair çalışmalar yapacak, bombayı patlatacak, insanlar hayatını kaybedecek ve birileri bunun hesabını vermeyecek. Olmaz... Olmaz değerli arkadaşlarım, olmaz.

Şu soruyu sormam lazım: O sınır kapısından bunlar nasıl geçtiler? Asıl sorulması gereken soru bu. O sınırı yolgeçen hanına kim döndürdü? Kim elini kolunu sallayarak geliyor buraya ve bizim bilmediğimiz daha ne kadar terörist, uyuyan hücre olarak Türkiye coğrafyasında yer almış durumda? Değerli arkadaşlarım, sevgili vatandaşlarım; hepimizin bunu bilmesi lazım ve sorgulaması lazım. Terör bir insanlık suçudur. Teröre karşı ortak tavır takınmak zorundayız. 30-35 yıldır hâlâ terörle mücadelede ciddi bir yol alınamamışsa ve teröristler ellerini kollarını sallayarak geliyorsa, bir sorunumuz var demektir.

Değerli arkadaşlarım; ülkeyi yöneten zata seslenmek istiyorum: Sen ne iş yapıyorsun? Sen ne iş yapıyorsun? Tek kişilik hükümet çünkü... Maden faciası olur, sorumlu yok. Tren faciası olur, sorumlu yok. Terör saldırısı olur, yine sorumlu yok. Sınırlar yolgeçen hanına dönmüş, yine sorumlu yok... Çok açık ve çok net konuşacağım ve milletimiz de beni dikkatle dinlesin. Şimdi birileri çıkıp diyecek ki, "efendim, böyle bir günde siyaset olmaz." Hayır efendim, siyaset böyle günler olmasın diye yapılır zaten. Siyaseti sınırları yolgeçen hanına döndürürseniz bu olur ama siyaseti sınır namustur diye bakar ve o çerçevede önlem alırsanız, bu tablo ortaya çıkmaz. Bizim aradığımız siyaset, işte o siyasettir. Namuslu insanlar, ülkesini, vatanını seven insanlar dediğimiz şekilde siyaset yaparlar. Sınırları kevgire çevireceksin, 3-5 dolar için gelenler ensardı, efendim muhacirdi, önüne gelen herkesi Türkiye'ye sokacaksın ve bunların tamamı Türkiye coğrafyasına yayılmış olacak.

Herkes gayet iyi dinlesin: Bu yalanlara artık kimsenin kanmasını istemiyorum sevgili vatandaşlarım, kimsenin bu yalanlara kanmasını istemiyorum. Artık bu milletin canına kastediliyor, herkesin bunu böyle bilmesini isterim. Bunlar ne komşuluk bilirler, ne sahip çıkma bilirler, ne ensar, ne muhacir... Bunların her şeyi yalan, bunların tek inandığı bir şey var: Mevki, makam, para; bunlar varsa hiçbir şey yoktur. Mevki, makam ve para, bunlara inanıyorlar.

Değerli arkadaşlarım; bu arada Bahçeli'ye de bir parantez açalım. Suriye tezkeresi ile ilgili konuşmuş. Gittiğim her toplantıda bu soru geldiğinde şunu söylüyorum salondaki bütün vatandaşlara: Terörle mücadele konusunda yabancı askerlerin Türkiye'ye gelmesini isteyen el kaldırsın diyorum. Hiç kimse el kaldırmıyor. Biz de öyle yaptık dedim. Terörle mücadele konusunda yabancı askerlerin, yabancı asker postallarının Türkiye topraklarını çiğnenmesine neden Bahçeli evet dedi? Bir daha soruyorum: Sayın Bahçeli, sen neden evet dedin?

Açık ve net söylüyorum; milliyetçi arıyorsanız bu kardeşinize bakacaksınız, ülkücü arıyorsanız bu kardeşinize bakacaksınız, vatansever arıyorsanız Cumhuriyet Halk Partisi'ne bakacaksınız. Milletinin yanında olan, milletinin hakkını, hukukunu arayan parti arıyorsanız, Cumhuriyet Halk Partisi'ne bakacaksınız. Her yerde söyledik, yine söylüyorum: Teröre de lanet olsun, teröristlere de lanet olsun, teröristlerin yolunu açanlara da lanet olsun. Söz veriyorum, bu milletin sırtından bunu söküp atacağız. Terörle nasıl mücadele edilirmiş, teröristlerle nasıl mücadele edilirmiş; Allah nasip eder Millet İttifakı iktidar olduğunda bütün Türkiye'de, bütün dünya da öğrenecektir.

Avrupa Birliği ile bu sığınmacı anlaşmasından çıkacağız. Açık kapı devri kesin olarak bitecek. Ne açık kapısı? Yol geçen hanı mı burası? Yapmayacağız, bütün bunların tamamını kaldıracağız ve en geç 2 yıl içinde bütün sığınmacıları kendi ülkelerine göndereceğiz. Söz mü? Söz, söz... Bay Kemal söz veriyorsa, mutlaka yapacaktır bunu. Söz veriyorum, Türkiye'yi terörden de arındıracağız, teröristlerden de arındıracağız. Bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında, meydanlarında herkes özgürce ve güven içinde yaşayacak, o güveni sağlayacağız.

Hepinize teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner294

banner295

banner296

banner297

banner299

banner290

banner291

banner292

banner293

banner298